Hindistan : Hüküm sürmek için bölmek ve öldürmek

Print
4 Mart 2020

(Lutte ouvrière'de yayınlandı)

* * * * * * * * * *

Hindu dinci milliyetçi çeteleri, 23 ile 26 Şubat tarihleri arasında Hindistan'ın başkenti Delhi'nin müslüman mahallelerine saldırıp harap etti.

Ordu, üç gün boyunca bakışları başka yöne çevirdikten sonra nihayet müdahale ettiğinde, bunu, harap edilen mahalleleri izole etmek, yalıtmak

binlerce yaralıyı hastanelere göndermek ve ölülerin sayısını tespit etmeyi sağlamak amacıyla yaptı. Bu güne kadar 45 ölü tespit edildi, ancak büyük bir olasılıkla yıkıntılar altında ve akarsularda sayıları bilinmeyen cesetler bulunuyor.

Bu gerçek katliam, soykırım, Başbakan Modi'nin milliyetçi hükümet politikasının direkt bir sonucudur. Mesleği müslümanlara terör estirmek hatta öldürmek olan bir milis güç ile donatılmış olan BJP (Bharatiya Janata Party - Indian People's Party - Hind Halk Partisi), 1,3 milyar hintli nüfus üzerinden 200 milyon kişi olan müslüman azınlığa karşı olan kini kullanarak iktidarı ele geçirdi. Sadece sözlü ya da seçim için yapılan propaganda sözkonusu değil : Modi Gujarat eyaletinin valisiyken, müslüman karşıtı ayaklanma burada, örneğin 2002 yılında mart ile haziran ayları arasında belki de yaklaşık 2 bin kişi olacak biçimde yüzlerce kişinin ölümüne neden oldu. Modi şiddeti kibarca kınadı ama herşey, partisinin bu şiddetin ilham kaynağı oldduğunu gösteriyordu.

2014 yılında iktidara gelen Modi, 2019 yılının Mayıs ayında kaş yapayım derken göz çıkaran, yani çözüm bulacağım derken sorunları daha da arttıran bir programla yeniden seçildi. Hükümeti geçen yazdan beri, 1947 yılındaki bağımsızlıktan bu yana ilk defa, müslümanları ikinci sınıf vatandaş sayan, hatta vatandaş bile saymamayı amaçlayan din temelli yasaları teşvik ediyor. Devlet, yeni bir nüfus kütüğü sistemini ortaya koydu, ülkede yaşayanların kendilerini bu listelere hint olduklarını ispatlıyarak kayıt ettirtmeleri gerekiyor. Belgelerinin eksikliği nedeniyle kayıt olamıyanların, ve bu durumdaki çok fazla sayıdaki kişinin, Hindistan vatandaşı statüsünü kazanma isteminde bulunmaları gerekiyor. Oysa ikinci bir yasa bu kazanımı Müslüman olmamak koşuluyla hemen hemen herkes için otomatik kılıyor. Sorun her şeyden önce, Pakistan, Bengaldeş ve Afganistan'dan gelen ailelerin, bazan onlarca yıldan beri yerleşik oldukları sınır bölgelerinde kendini gösteriyor. Ama bu sorun aynı zamanda, en nihayetinde de, hatırlanabilen en uzun süreden beri Hindistan'da yaşıyan ve Hindistan'dan önce başka hiç bir yerde yaşamamış olan Müslüman nüfus için de ortaya çıkacak.

Bu yasal silahlar çok sayıda protesto gösterisini tetikledi. Bu protestolar sadece doğrudan hedef alınan resmi belgesiz Müslümanlardan, hatta ne de genel olarak Müslümanlardan değil, aynı zamanda da, ülkeyi dini kriterlere göre bölmeyi reddeden herkesten geliyor. Hükümet, göstericilere, Delhi'de bir caddeyi işgal eden kadınlara, üniversitede protesto gösterileri yapan öğrencilere karşı, milliyetçi polisleri ve milisleri gönderdi.

Çatışma, 8 Şubat'ta başkent bölgesi hükümetinin yenilenmesi amacıyla yapılan seçim kampanyası boyunca keskin bir dönüş yaptı. Delhi'de muhalefetteki iktidar partisi, Müslüman karşıtı kin ve nefreti körükleyip örgütlemeyi içeren alışılagelmiş taktiklerine başvurarak, gelecek yıl için öngerilen bir seri bölgesel seçim zaferiyle açılış yapmak istedi. Milliyetçi demagojiye ve BJP tarafından akıtılan ırkçı hakaretlere rağmen, o kadar ki, mahkemeler bazı temsilcilerin konuşmalarını yasaklamış bulunuyor,

yerine başkası atanan önceki vali yeniden seçildi ve onun ayrımcı olmayan politikası onaylandı. Ancak süreç artık başlamıştı. 23 Şubat'ta müslüman azınlığın katliamı başladığında, Modi ile onun İçişleri Bakanı yine aynı tutumu sergilediler. Özellikle de yurtdışında, kendilerine inanmak isteyenlerin dikkatine hitap ederek olaylar için gerçekten üzüldüklerini belirttiler, ancak temelde ise katliamcıları desteklediklerini gösterdiler.

İktidarı bu biçimde ele geçirmenin ve korumanın geçmişte de bir çok eş değerde olanaları, örnekleri bulunuyor. Bu, bugünün Avrupa'sının biraz ilerisinde ve geçmiştekinin de biraz daha gerisinde, devlet ırkçılığının nereye kadar götürebileceğini gösteriyor. Bununla birlikte, Modi hükümeti yine de tüm büyük kapitalist ülkelerin desteğini alıyor ve Hindistan hâlâ diplomatlar tarafından « dünyanın en büyük demokrasisi» olarak sunuluyor. Örneğin, azınlıkların soykırımı için yapılan ayaklanmalar sırasında ülkeyi ziyaret eden Trump, bu konuda tek bir kelime bile etmeden Modi'yi kucaklayıp kalbinin ve cüzdanının üzerine bastırdı.

Gerçek şu ki, Hintli temel sanayi ve mali grubu Tata, Modi'yi destekliyor, Hint ordusu, diğer başka firmalar da dahil Dassault firması tarafından donatılıyor. Dünya tröstlerinin en tanınmış ve seçkin olanları sefaleti sömürmek için bu ülkede bulunuyor. Ve dünyanın büyükleri için önemli olan tek şey bu.

04 Mart 2020